gece

bazı geceler bin yıllık hüküm sürer ömrümüzde. gereksiz yaşanmışlıkların veya pişmanlığı her çıkmaz sokakta beliriveren yaşanmamışlıkların süslediği bin yıl. aklınızın esaret altına alındığı, umudun sandıklara kilitlendiği, mutluluğun kaf dağından da uzak olduğu bin yıl. bu gece veya kimi şanssızlar için bu geceler çeşitli hayal kırıklıkların, acımasız insanların meyvesidir.

evet bu gece de benim bin yıllık sürecek akıl ve kalp sürgünüm. aslında sürgünde olan ben değilim yüreğimin başka bir adla koparılmış parçası. aslında benim diyemem çok şapşalım hiç benim olmadı ve olmayacak da. ama işte salak gözlerimden akan gözyaşlarım beni hep zora sokuyor kendime anlatamıyorum  anlayamıyorum. belki de kalbimi mikroskopla tespit edilecek parçalara böldü diye bu anlayışsızlığım. anlayamıyorum çünkü insanların içinde merhamet olduğunu düşünürken aynı zamanda aynı insanların birbirlerini  yüzlerinde gülümseme ile uçurumdan attıklarını görmenin arasında ki araftayım. hergün yeni bir darbe alıyor umutlarım günlerim ellerimden akıp gidiyor, gidenlerin ardından hep ağlamayacağım diyorum ve ardından ağlamaya başlıyorum.

unutamıyorum…..

unutmak istiyorum ama insan en büyük kalp kırıklığını ne kadar istese de unutamıyorum. acıları paylaşarak azaltırsın diyorlar fakat bana yaptığını kendim anlayamadan nasıl başkalarına anlatayım. kimseler bilmiyor herkes beni iyi sanıyor ama değilim biliyorum.

Advertisements

göz

yeni umutlara açılan güzel gözlerim var benim.

içinde kendini görmene sevinebileceğin ormanlar ve denizler var.

bazen kararır gözlerim,  bulutlanır bazen de, bazen ışık dolar şaşarsın içindeki aydınlığa

bazense ne kadar bakarsan bak göremezsin ne ormanlarını ne kendini, büyük bir boşluk kaplar her şeyin yerini

kaybolursun içinde

kendini bulmak istersin tıpkı benim gibi

labirent gibi değildir aslında gözlerim

fakat kolay değildir bulmak kaybolanları

bir şey kayboldumu telaşlanır ararsın ya bir şey için

kaybolan kendin olunca telaş yerini boşluğa bırakır

yine de umutsuzluk yakışmaz benim güzel gözlerime

kaybolanlarla uğraşamam ben

kendimi bulup boşlukları doldurmanın derdindeyim ben

tamamlanırım sanıp eksildiklerim hep kaybolur ben de peşine düşmem neticede mutlaka tamamlanır insan

tamamlandığını sananlar vardır bir de

ne kadar acınası

ben herkesi her şeyi kandırırım da aynaya bakınca birini kandıramayacağımı anlarım

kendimi

benim karşımdakinin yüreğini gören gözlerim var

bu yüzden sevemem herkesi

sığdıramam yüreğime

ama sevince de leyla olurum

leyla ela gözlü bir çöl ahusu

 

 

 

 

hata

kaderin sana çizmesini istediğin yolu bir türlü tutturamazsın. zira kader senin istemenle değil kendi akışıyla yürüyüp gider. senin burda üstüne düşen yürüdüğün yol ve yaptığın seçimlerdir.

burda ise vakıf olman gereken yaptığın seçimlerin bilincinde olmak ve yürüdüğün yolda yolun nereye gittiğini öngörmektir. neden dersen ünlü bir düşünürün dediği gibi ” nereye gittiğini bilmiyorsan yürüdüğün yolun bir önemi yoktur” yani buna benzer birşey işte kendine uyarla.

hayatta yaptığımız bir çok hatanın ve bunun getirisi olan hayal kırıklıklarının temel sebebi nereye gittiğimizi ve amacımızı bilmeden yürüyüp gitmek. bu bir tür; yaşamı devam ettirmek için destek cihazı görevi görüyor fakat sorun şu ki bizim buna değil bir amaca bir sonuca dahası yaşayabilecek bir hayata ihtiyacımız var çünkü yaşam destek cihazı yaşayabilenlerin bir işine yaramaz.

tam da bunun için doğru olan yolda yürürken yaptığın hataların bir önemi olmaz, hatasız kul olmaz düsturundan değil tabi ki de; eğer doğru yoldaysan yaptığın hata yürüdüğün yolda sana her zaman hizmet eder. nasıl dersen eğer; bu hata kimi zaman seni doğru yola götürecek bir merdiven olur, kimi zaman dünyanın en iyi öğretmeninden daha çok öğretici olur, kimi zaman da sana unuttuğunu hatırlatır. İNSAN olduğunu hatırlatır, yaşıyorsan hata yapma özgürlüğün olduğunu unutmamanı sağlar. çünkü hiç yanlış yapmadan yaşayamazsın sadece yaşıyormuş gibi yaparsın.

varlığın temel sebebi daima ileri gitmektir. her zaman daha iyiye, daha yükseğe, daha güzele ulaşmaktır. bunların oluşturduğu temel insana amaçlar doğurur ve böylece hayvanın ötesine geçmiş olursun. fakat yanlışsız, hatasız yaşayayım kaygısına kapılırsan yaptığın ileriye gitmek olmaz. bu hayvanlığı bile ileride bırakır. OT olup kalırsın. ve eğer ot olursan yaşam destek cihazı tek çıkışın olur.

tabi bu şekilde yazılınca veya konuşulunca insanların çoğu bu sefer de hata yapmak için yarışa girer, bunun temel nedeni ise tembelliğe sığınmaktır. bir hatayı yapmanın temeli tecrübe, bilgi ve öngörünün yetersizliği ve uyuşmazlığından doğar. bunu anlamak için de her zaman kendini sorgulamak gerekir, işte burda tembellik sorgulamayı engeller ve hata havuzunda yüzülmeye başlanır. APTALLIK bu noktada işe karışır.

hayatınızda size sunulanlar ve sizin bunlara tepkiniz amaçlarınızı şekillendirir.

yapmanız gereken bu sınırları ezbere yapmadan yaşayarak bilmek ve amacınıza bu şekilde ulaşmaktır.

hayat böyle çıkmazlardan oluşur ve eğer uslu bir çocuk olursanız bunun tadına varamazsınız.

umarım her birimiz için güzel ve tadına varabileceğimiz çıkmazlar olabilir.

not:  HS

ayrılık

yaptığım ve yapacağım her şeyi hak ediyordu bence. çünkü beni sevmemişti.

hiç resim yapmamış, hiç şarkı söylememiş gibi mutsuzdu.

bazen böyle olması çok canımı yaktı ama alıştım

alışmak zorundaydım çünkü onu seviyordum aslında hala seviyorum.

düşünsenize onun için şiir bile yazdım, yani mükemmel değildi ama kaç kişi sevdiği mutlu olsun diye şiir yazar ki.

bir ara o da beni sevebilir diye düşündüm, umut ettim bir nevi.

fakat umulan her zaman gerçekleşmiyor.

sonuç olarak beni hiç ama hiç sevmedi.

sanki hayatında hiç kedi okşamamış, hiç arı sokmamış gibi kibirliydi.

şimdi düşününce onun korkunç biri olması için neler vermezdim diye düşünüyorum.

böylece belki bir ümit ondan soğurum ve hayatıma yine amaçsızca devam ederim diye.

amma ve lakin mecnuna “leyla leyla diye çöllere düştüğün leyla bu muydu? ” demişler o da “siz bir de onu benim gözümden görün”   demiş ya işte gerçekten öyle.

aşk mı bilmiyorum (inşallah değildir) şu an gözümdeki mükemmelliğini görmenizi isterdim.

etrafımdakilere unuttum diyorum ama unutmadım.

bazen, dua ettiğimde özellikle bir bakıyorum “Allahım onu bana nasip et” dediğimi duyuyorum.

vazgeçtiğim doğru ama unutamıyorum.

bünyeme zor geliyor unutmak ama vazgeçmeyi başardım.

seni seviyorum be

ne kadar olduğunu bilemezsin.

hüzün

her zaman etrafına ve kendine zarar vermemeye özen gösteren bir insan olmaya çalıştım.

fakat zaman geçtikçe insanların aynı şekilde davranmasının pek de mümkün olmadığını gördüm.

kalbim kırıldı hatta cam bir vazo gibi paramparça oldu, hesabını sormak istedim fakat ne zaman sormaya çalışsam öüme küçüklüğümden gelen o kimselere zarar venme düsturu geldi.

ben kimseye zarar vermedikçe daha çok yıprandım, yıprandım ve yıprandım.

sevmeyin kimeleri ne sevin ne de değer verin

uzaktan sevmek

bugün tam da seni düşünmediğmi artık kafamda yer almadığını düşünürken ki bu büyük bi yalan, pencereden arabanı gördüm.
 önce emin olamadım zira o arabadan bi tek sende yok iyice baktıktan sonra plakadan senin olduğunu anladım.
 o an eğer gerçekten seni kafamdan silip atmış olsaydım görmezden gelip işime devam edebilirdim.
 fakat insan her zaman en büyük yalanları kendine söylediği için ve kendini kandırmak her zaman kolay oluyor. yalan ve kandırma ne kadar büyükse gerçeğin tezahürü ve aldığın o acı, hayal kırıklığı ve irade noksanlığı o kadar büyük oluyor.
 işte o an karşımda bir seçenek vardı arkamı dönüp gitmek ve artık geride kaldığını kanıtlamak ama yapmadım.
 durdum ve bekledim .
 arabaya gelip uzaklaşmanı bekledim.
 kendi zavallılığımı bir daha kanıtlamamı bekledim
 kırgın parçalanmış kalbimin bir yara daha almasını bekledim.
 ve geldin.
 orda ruhun gibi bedenin de uzakta geldin.
 belki kafanda başka birinin varlığıyla geldin.
 küçük dağları yaratan egonla geldin.
 yüzünde aşık olmama sebep o gülüşünle geldin.
 baktığım her sarı kafalı çocukta gördüğüm saçlarınla geldin.
 ruhumu isyanlara sürükleyen bencilliğinle geldin.
 seni izledim izledim izledim
 o an orda ölmek istedim.
 kendime bu kadar eziyeti neden verdiğimi düşündüm.
 elimde değil seni sevmek elimde değil
 bi yanımın seni hep beklediğini bilmek ama buna engel olamamak elimde değil
 aşk mı değil mi bilmiyorum
 bildiğim tek şey bunun beni kederden öldürdüğü
 seni seviyorum sar kafalı çocuk
 bekliyorum sen gelmesen de....
 bu arada de leri ayrı yaz (!)

şizofrenik araştırmacı

bugün yeni bir sayfa açabileceğime inanarak başladığım bilmem kaç yüzüncü gün
yeni bir sayfa açmadığım gibi eskilerin arasında giderek kayboluyorum
giderek yalnızlaşıyorum
ve işin garibi bunu sevmeye başladım
bi başkasının yokluğuna gitgide alışmak tehlikeli mi
çünkü bir süre sonra etrafımda başka varlıklar görünce yabanileşeceğimden korkmaya başladım
nedeni ise çok basit olmasını istediğim yanımda olmayınca o boşluk dolsun istemiyorum
sanki kabuk tutan yarayı tekrar kanatmak gibi
hayal kurmak çok mantıksız
çünkü bilinmeyenin hayalini kurabilirsin
ama ben sırf senin değil etrafında dolanan herkesin yüzünde reddedilişimi görüyorum
bir gün fikrin değişir mi bilmiyorum
ama eğer ki değişirse ve sen bana geç kalırsan
hayalime geç kalırsan